Haber Detayı
28 Mart 2019 - Perşembe 15:39 Bu haber 4641 kez okundu
 
"Yavrumun sütünü cezaevi lavabosuna sağdım"
15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünden önce Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı Kuran Kursu’nda öğretmendi. Henüz 30’lu yaşlarındaydı. Üç çocuğu vardı. Bir sabah en küçük kızı Ayşe Melek’i emzirirken kapısı çaldı, gözaltına alındı ve tutuklandı. Kur'an kursu öğretmeni Nur hapishanede sütünü lavaboya sağmak mecburiyetinde kaldı...
GÜNDEM Haberi

Henüz sütten kesilmemiş yavrusundan ayrılan Nur, 2,5 yıldır cezaevinde olan annelerden sadece biri… 
 
TR724’ten Fatma Betül Meriç’e konuşan Nur, cezaevinde yaşadıklarını anlattı:
 
"İLİM ÖĞRETTİĞİMİZ BİR ÖĞRENCİMİZ ŞİKAYET ETMİŞTİ"
 
“Her şeyden habersiz, henüz çalıştığım kurum kapatılmamışken evimden gözaltına alındım. Hiç unutmuyorum. Aylardan Eylül’dü. Günlerden Salı. Uyanıktım. En küçük yavrum Ayşe Melek’e süt veriyordum. 
 
Kapının bu saatte çalmasına şaşırmış, polisleri görünce iyiden iyiye korkmuştum. Evimizi arayıp beni eşimle ve yavrularımla dahi konuşturmadan ekip otosuna bindirip Emniyet'e götürdüler. 
 
Gözaltındayken, diğer iki öğretmen arkadaşımın da nezarette olduğunu gördüm. Üç kadındık nezarette. Bizi, ilim öğretmeye çalıştığımız bir öğrencinin şikayet ettiğini birbirimizden öğreniyorduk. 
 
Benim aklım, evde bıraktığım ana kuzusu Ayşe Melek’te idi. Ne yapar, bensiz nasıl uyur, uyanır, ne yer ne içerdi?
 
GARDİYAN: NE ZAMAN DOYACAK BU ÇOCUK!
 
Saatler sonra, eşim emzirmem için kızımızı getirmişti. Bense nezaretten duyuyordum yavrumun çığlıklarını. Babasının kucağından tanımadığı bir memurun alması onu epey ürkütmüş, ağlaya ağlaya önce sesi sonra kendisi geliyordu işte. Bense çaresizce bekliyordum.
 
Nihayet bayan memur, soğuk ve nezaketten uzak tavırlarıyla beni başka bir bölüme -yavruma süt vermem için- geçirmişti. Emzirirken, sık sık “Ne zaman doyacak bu, hadi acele et” demesi bir uğultu gibi olurdu kulaklarımda. 
 
Yavruma sokulur, mis kokusu ile ferahlardım o anlarda. Ardından bebeğim doyardı. İşte hayatımın en zor anları şimdi başlıyordu. Yavrum, özlemini çektiği anne göğsünden ayrılmak istemezdi. Evdeyken bile, kanguru ile gezerdik çünkü. 
 
Birlikte yemek yapar, evi süpürür, toplar, uyku vaktinde ayrılırdık sadece. O benim ciğerparemdi. Şimdi tekrar çığlıkları ile fırtınalar koparıyordu ruhumda. 
 
Can bedenden ayrılır gibi, ciğerlerim sökülür de nefessiz kalmışım gibi bir histi. Tarifi yok lügatlerde. Rüyamda görsem, hıçkırıklara boğulacakken, bir sekine indi üzerime. Bir el sanki sırtımı sıvazladı. Ağladım. Çokça ağladım. Ağladık nezaretteki arkadaşlarımla beraber. Her birimizin bekleyenleri vardı.
 
GECE YARISI MAHKEMEYE ÇIKARILDIK, HAKİME HANIM DEDİ Kİ…
 
Dört gün süren, bize -zaman kavramını yavaş yavaş yitirdiğimizden midir bilinmez- dört sene, dört asır gibi gelen, nezarethane günlerimiz bitmiş. Bir cuma günü gece 00:30 önce savcı karşısına çıkarılmış, ardından mahkemeye sevk edilmiştik. 
 
Aynı dosyadan yargılanan dört kişiydik. Üçümüz kadın. Biri erkek. Hakime Hanım, erkek olan sanığı tahliye etmiş, biz üç kadını tutukluluk kararı ile cezaevine göndermişti. Gece saat 01.00’i geçiyordu. Ben, tahliye edilip, evdeki üç yavruma sarılıp uyumanın hayallerini kurarken, verilen aradan sonra kararın tutukluluk olduğunu öğrendiğim o anı hiç unutamıyorum. 
 
Bomboş adliye koridorlarında bir sağa koşmuş, bir sola koşmuştum. Ne yere ne göğe sığabiliyordum. Sineme bir yumru oturmuştu. Yüksekçe bir yer bulsam atlamayı düşünecek kadar, ne yapacağımı bilmez bir haldeydim.
 
CEZAEVİ YOLU BOYUNCA AĞLADIM VE BİR DAHA AĞLAYAMADIM…
 
Beni şimdi cezaevine mi götüreceklerdi Ey Rabbim! Ya çocuklarım? Ya Eşim? Onlar bensiz ne yaparlardı? Kemal’im bu yıl okula başlamıştı. Ablasının da bana ihtiyacı vardı. 
 
Ayşe Melek’in de. Ne olurdu Rabbim, tüm bunlar kötü bir rüya olsaydı? Uyanınca, çocukların sesine uyansaydım. Evin hiç bitmeyen dağınıklığından yakınıp, bir bakışları ile bütün kızgınlıklarımı unutsaydım.
 
Gecenin o vaktinde, adliyeden çıkıp cezaevine götürüleceğimiz esnada vedalaştım çocuklarımla. İnsanın içi nasıl kan ağlar, nasıl parçalanırmış yüreği ben orada öğrendim. Onlar ağladı. Ben ağladım. Cezaevi yolu boyunca ağladım. Ve bir daha da ağlayamadım. Hala da ağlayamıyorum.
 
ÜÇ ADET YATAK ATTILAR İÇERİ
 
Sabahın erken vakitlerinde, cezaevine varmıştık. İnfaz koruma memurları ‘siz de nereden çıktınız’ der gibi bakan yüzleri ile 3 saat süren işlemler yaptı. Tüm kıyafetlerimiz tek tek x-ray cihazından geçirildi. Detaylıca arandık.  Parmak izlerimiz alındı. İşi biten, geçici koğuşuna götürülüyordu. 
 
En son ben kalmıştım. Nihayet ben de koğuşuma götürüldüm. İçeriyi görünce öyle ürperdim ki. Dışarıda hava nispeten daha iyi olmasına karşılık, koğuş buz gibiydi. TV, buzdolabı, radyo. yatak vs yoktu. Hatta çatal kaşık bile yoktu. 
 
Bir kaşığın bile yeri geldiğinde ne kadar kıymetli olabildiğini ben orada öğrendim. Üç arkadaştık. Kapı açıldı. Heyecanlandık. Üç adet yatak attılar içeri. Öyle kirliydi ki yataklar. Üzerinde her türden pislik vardı. Beyaz değildi renkleri, kül rengine dönmüştü artık. 
 
Eşyalarımızda henüz verilmediğinden, üç kişi iki yatağı birleştirip o geceyi öyle sabah ettik. Uyumadık. Birbirimize dayandık. Rabbimize yalvardık.
 
24 saat geçmeden esas koğuşumuza almışlardı bizi. Yüksek tavanlı, önünde çok küçük bir avlusu olan, nemli, rutubetli, çokça gri, çokça soğuk bir koğuştaydık şimdi. Alışmaya çalışıyorduk. Demir dolaplardan birinde bir süt kutusu bulmuştum yarım bırakılmış. 
 
Sonra sesler duyuyordum. Çocuk sesleri geliyordu kulağıma devamlı. Bir kuş sesi, bir yaprak hışırtısı bile duyulmayan bu yerde nereden gelir ki bu çocuk sesi?
 
YAVRUMU HAYAL EDİNCE GÖĞSÜMDEN SÜT SIZMAYA BAŞLADI
 
Koğuşun içinde bir o tarafa bir bu tarafa koşturuyorum sesin kaynağına ulaşmak için. Sonra aklıma kalorifer peteği geliyor. Üstüne çıkıyorum onun. Bir de bakıyorum ki, yanımızda da koğuşlar var. Ortasında da koşturan çocuklar. 
 
Çok seviniyorum bu duruma. Demek ki diyorum çocuklar da alınabiliyor buraya annelerinin yanına. Bu bilgi beni mutlu ediyor. İlk kez koğuşta Ayşe Melek’in de olduğunu hayal edip mutlu oluyorum. 
 
Göğsümden ince ince süt sızmaya başlıyor o anda. Lavaboya geçiyorum, yavrumun biricik rızkı olan sütümü sağmaya… 
Kaynak: Editör:
Etiketler: "Yavrumun, sütünü, cezaevi, lavabosuna, sağdım",
Yorumlar
Haber Yazılımı